Turan Tuğlu
Hayata, insanlara ve eşyaya çok dar bir açıdan bakanlarla, ülkenin siyasetini de ekonomisini de mali politikalarını da eğitimini ve kültürünü de konuşamazsınız. Hele tartışma hiç yapamazsınız.
Tartışırsanız ne olur?
Ne tartışan taraflara bir yararı olur, ne de dinleyenlere.
O zaman ne konuşursunuz?
Halkın deyimiyle, “Çamdan, kavaktan…”
Bilinçsiz insanların arasında yaşamak zorunda olan insanlara acınır.
Hayata, öğretmen olarak başlayan, daha sonra okul müdürlükleri yapan, 1954 yılında da siyasete atılarak Parlamentoda Gümüşhane’yi temsil eden değerli hemşerimiz Sabri Özcan San’la uzun yıllar birlikte olduk. 1965-1969 yıllarında da Gümüşhane Milletvekilliği yapan Sayın San, 70 yaşından sonra 7 eser yazdı.
Önceki yazılarımın birinde de değindiğim gibi, Değerli hocamız Sabri Özcan San, bir sohbetimiz sırasında; “Turan, şu Gümüşhane’de bu halkla yıllarca nasıl politika yaptım, nasıl anlaştım, nasıl konuştum, anlayamıyorum” dedi.
“Ne olacak, arada bir aralarına gidiyorum, ne onlar benim söylediklerimden bir şey anlıyor, ne de onların söyledikleri dinleniyor!” yanıtını aldım.
Hiçbir ciddi konuya girmeden, herkesle ama kısa süreli konuşulur.
Önceki dönemlerde İmar ve İskân Müdürlüğü ve Köy Hizmetleri Müdürlüğü görevlerinde bulunan rahmetli Aydın Kocaman’a “Kırsal kesimlerde yaşayan insanların arasında nasıl bulunuyorsun onlarla neler konuşuyorsun?” Demiştim.
O da “Ben pek konuşmuyorum, onları dinliyorum” dedi.
Onlar ne konuşuyor?” diye sorumu yineledim:
“Sonra?”
“Askerliğini er olarak yapan kişi, yüzbaşıyı döğdüğünü anlatırken, oradan ayrılıyorum” cümlesini kullandı.
Bilinçli insanların arasında yaşamak zorunda olan insanlara acınacak durum bu işte!
Herkesle konuşma zorunda iseniz, söyledikleri dinlenmiyor, o da Sayın San’ın dediği gibi sizin söylediklerinizi de anlamıyorsa; “Senin bildiklerin sana, benim bildiklerim de bana, diyerek sözü burada kesip ayrılacaksınız.
Bana göre, yapılacak doğru hareket budur.
Gündem ile ilgili diğer haberlere göz atın.